Çalıkuşu- Tahlil
1. BÖLÜM
Kitabın Adı: Çalıkuşu
Yazarı: Reşat Nuri Güntekin
Basım Tarihi: 1999
Basım Yeri: İnkılap Basımevi-İstanbul
Sayfa Sayısı: 408
Ebatları: 13,5 X 19,5cm.
Yazarın Edebî Kişiliği Ve Eserleri: Reşat Nuri Güntekin iyi bir roman, hikaye ve tiyatro yazarıdır. Yüze yakın eseri vardır. Eserlerinde sade ve akıcı bir dil kullanmıştır. Anadolu’yu gezmiş ve halkın geleceğiyle ilgili yararlı mesajlar vermiştir.
Bazı Eserleri: Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Yaprak Dökümü, Kan Davası, Acımak, Kızılcık Dalları, Anadolu Notları.
Bazı Tiyatro Eserleri: Hançer, Çalıkuşu, Yaprak Dökümü, Balıkesir Muhasebecisi, Hülleci, Bir Köy Öğretmeni, Eski Şarkı.
Bazı Tercümeleri: Hz. Muhammed’in Hayatı, Kahramanlar, Don Kişot, Yabancı, Atlı Adam, Hakikat, İtiraflar, Evham.
2. BÖLÜM
Yer: Hikaye özellikle İstanbul, Tekirdağ, İzmir ve ismi verilmeyen birkaç Anadolu köyünde geçiyor.
Zaman: Romanda tarihten bahsedilmemiştir.
Kişilerin Ruhî ve Fiziksel Portesi: Hikayenin ana kahramanları şunlardır:
• Feride: Ela gözlü, çok kişinin hayran olduğu güzellikte, yaramaz bir genç kız.
• Kâmran: Sarışın kıvırcık saçlı, mavi gözlü, nazik ve kibar bir genç.
• Doktor Hayrullah: Mavi gözlü, şirin bir çehreye sahip, iri yapılı, iyi kalpli ihtiyar bir askerî doktor.
• Munise: Sarışın, sütbeyaz tenli bir köy çocuğu.
• Müjgan: Feride ve Kamrân’ın çok yakın dostu ve aynı zamanda teyze kızı.
ÖZET:
408 sayfalık bu kitabın ilk 354 sayfasına Feride’nin Anadolu’daki maceraları sırasında yazdığı günlüğü koyulmuş önce bu günlükte geçenlerden bahsedeceğim:
Feride’nin babası Nizamettin adında bir süvarî binbaşısıymış, annesi ile evlendiğinde Diyarbakır’a göndermişler. Diyarbakır’dan Musul’a, oradan Bağdat’a, oradan da Karbela’ya geçmiş. Sürekli yer değiştirir, bir gittiği yerde iki sene üst üste kalmazmış. Feride, iki buçuk yaşlarında iken Musul’dalarmış. Yaz çok sert geçtiğinden babası, annesi ve Feride’yi Musul’da bir köye göndermiş. Feride’nin annesi Güzide adında hasta bir kadınmış. O kadar hastaymış ki Feride’yle ilgilenemiyormuş bile, bu yüzden Feride’yi bebeğini kaybetmiş, Fatma adında bir Arap kadına vermişler. Feride, dört yaşına kadar dadısının yanında kalmış. Dört yaşındayken Fatma dadısı evlenip gitmiş ve Feride bu yüzden çok ağlamış. Onun acısını babasının sakat bir süvarî neferi unutturmuş ve Feride’ye o bakmış. Babası, annesinin ölmeden önce ailesini görmesini istiyormuş, bu yüzden İstanbul’a yola çıkmışlar fakat İstanbul’a yetişemeden Beyrut’ta annesi vefat etmiş. Babası, Feride’nin İstanbul’daki teyzesinden ve büyükannesinden çekindiği için kendi İstanbul’a gitmemiş ve Feride’yi nefer Hüseyin ile İstanbul’a yollamış. Feride, dokuz yaşında büyükannesini kaybedinceye kadar büyükannesiyle kalmış. Büyükannesi vefat ettiğinde babası da tesadüfen İstanbul’daymış. Babasını bu sefer Trablus’tan Arnavutluk’a kaldırmışlar, babası Feride’nin İstanbul’daki teyzesinden çekindiği için onu bir Fransız yatılı okulu olan Sör Mektebi’ne göndermiş. Feride bu okulda on sene okumuş.
Feride, çok yaramaz bir çocukmuş. Okulun bahçesinde bir kuru ağaç varmış, uyarı ve tedbirlere aldırmadan her teneffüste o ağaca tırmanır, daldan dala atlarmış. Bunu gören bir öğretmen bir gün “ Bu kız insan değil, Çalıkuşu!” diye bağırmış. O günden sonra ismi unutulmuş ve herkes onu Çalıkuşu olarak çağırmış. Bu sadece okulda kalmamış, akrabalar arasına da yayılmış. Feride, okul yıllarında babasını kaybetmiş.
Yaz tatillerini Besime teyzesinin Kozyatağı’ndaki köşkünde geçirirmiş. Besime teyzesinin iki çocuğu varmış, büyük olanın adı Kâmran, onun küçük kız kardeşi ise Necmiye imiş. Çalıkuşu akraba çocuklarıyla pek geçinemezmiş, hepsini yıldırırmış fakat Kâmran’a karşı her zaman bir çekimserlik duymuş. Hep ona kötülük yapmak istemiş, gizli gizli ayağına taş atar, gözüne kum serpermiş ve bunun gibi Kâmran’a karşı birçok yaramazlık yapmış fakat Kâmran, hiç çok fazla sinirlenip kızmamış.
Bir yaz tatilinde ağaca tırmanma illeti yüzünden başına bir iş gelmiş; o yaz köşke Neriman adında yirmi beşlik bir dul gelmiş. Amacı, Kâmran’ı etkilemek ve elde etmekmiş. Bir akşam Çalıkuşu kiraz yemek için ağaca çıktığında Neriman ve Kâmran’ı bahçede öpüşürken görmüş ve dayanamayarak gülmüş. Neriman kaçmış ve Kâmran, Feride ile konuşmuş. Feride bundan kimseye bahsetmeyeceğine söz vermiş. Okuldaki kızlar yaz tatilinde yaşadıkları aşkları ve erkek arkadaşlarını birbirlerine anlatırlarmış, Feride’nin Mişel adında aşk düşkünü bir arkadaşı varmış. Bir okul gezisi dönüşünde yolda Çalıkuşu, kendini aşk yaşamayacak kadar saf ve aptal olarak düşünmemeleri için Mişel’e bir aşk hikayesi uydurmuş, yazın gördüğü Kâmran ile Neriman arasındaki oynaşmada Neriman’ın yerine kendini koymuş ve bu yalan hikayeyi Mişel’e inandırmış. O günden sonra kızların Çalıkuşu hakkındaki düşünceleri değişmiş. Kâmran’ın sık sık mektebe uğrayıp, yazın ağaçta gördüklerini kimseye anlatmaması için hediyeler ve Feride’nin çok sevdiği fondan şekerlerinden getirmesi de okuldaki kızlara, Feride’nin bu hikayesinin yalan olmadığına dair bir kanıt olarak görünüyormuş.
Diğer yaz Feride, Tekirdağ’a teyzesine gitmiş. Teyzesinin kızı ve kendinden birkaç yaş büyük olan Müjgan ile çok iyi dost ve sırdaş olmuşlar. Çalıkuşu, Kâmran ile kurduğu aşk hikayesini Müjgan ablasına da anlatmış ve Müjgan ablası onun gerçekten Kâmran’a fena halde vurulmuş olduğunu söylemiş ve tabi Çalıkuşu bunu reddetmiş. Birkaç hafta sonra özlediğini bahane ederek Kâmran da Tekirdağ’a teyzesine gelmiş. Birgün, Müjgan ile deniz kıyısında otururken Kâmran yanlarına gelmiş. Feride onu görünce uzaklaşmış, Müjgan ile Kâmran konuşmaya başlamışlar. Müjgan, Feride’nin yalan hikayesini Kâmran’a anlatmış, Feride bir şeyler hissetmiş oradan kaçmaya başlamış amaMüjgan ile Kâmran sürekli onu takip ediyor ve peşinden geliyormuş, köşke kadar kovalamaca devam etmiş. Köşke geldiklerinde arka bahçedeki salıncakta Feride tüm komşu çocuklarını sallamış, hepsi bitince Kâmran da kendisini sallamasını istemiş, Feride tereddüt etmiş fakat sonra kabul etmiş. Sallanırken ip kopmuş ve yere düşmüşler. Ayağa kalktıklarında Kâmran her şeyi öğrendiğini söylemiş ve Feride’ye evlenme teklif etmiş. Kâmran ile nişanlanmışlar. Feride’nin sonradan öğrendiğine göre Kâmran’ın sıkça okula uğrayıp hediye getirmesi ve hatta yazın Tekirdağ’a gelmesinin nedeni Feride’yi sevmesiymiş. Diğer yaz Kâmran’ın İspanya’daki amcası Kâmran’ı yanına sefaret katibi olarak çağırıyor, Feride ile bunu konuşuyorlar ve alınan kararla Kâmran Avrupa’ya gidiyor. Dört yıl sonra Kâmran’ın dönmesi, Feride’nin de mezun olması ve evlenmeleri planlanıyor.
Dört yıl sonra Kâmran dönüyor ve düğünlerinden bir gün önce bir çarşaflı kadın köşke geliyor ve Feride ile görüşmek istiyor. Konuşuyorlar ve Feride, Kâmran’ın Avrupa’da tanıştığı, Münevver adında bir sevgilisinin olduğunu öğreniyor ve kanıt olarak Kâmran’ın yazdığı bir mektubu okuyor. Bu mektubun bir bölümünde Kâmran “sarı çiçeğim” diye hitap ediyor. O gece Feride, teyzesine bir mektup, Kâmran’a da şu notu yazarak kaçıyor:
“Kâmran Beyefendi, “Sarı Çiçek” romanını baştan başa öğrendik. Bir daha ölünceye kadar birbirimizi görmek yok. Senden nefret ediyorum.”
Feride’nin Anadolu macerası bundan sonra başlıyor. Maarif Nezareti’ne gitmeden önce Gülmisal Kalfa adındaki eski bir kalfalarına gidiyor ve geceyi orada geçiriyor. Gülmisal Kalfa Feride’ye biraz para veriyor. Feride ertesi gün Maarif Nezareti’ne gidiyor ve çok uğraştıktan sonra B… diye bir yerde coğrafya ve resim öğretmenliğini buluyor.
Gönderildiği yerde bir otelde kalıyor ve Hacı Kalfa adındaki yaşlı, iki çocuk babsı bir otel hademesiyle dost oluyor. Ertesi gün tayin olduğu okulda zaten Huriye adında bir coğrafya ve resim öğretmeninin olduğunu öğreniyor. Çok olaylar yaşıyor, İstanbul’a durumunu bildiriyorlar, aylar sonra İstanbul’dan Feride’nin kalmasını ve diğer öğretmenin gitmesini bildiren bir yazı geliyor fakat tersini isteyen maarif müdürü Feride’ye yazından bahsetmiyor ve onu kandırarak istifa ettirip çok güzel diye övdüğü Zeyniler adında bir köye gönderiyor. Ferde, gerçeği öğrendiğinde iş işten geçmiş oluyor.
Feride’nin gittiği köy çok kötü bir yermiş, bir mezarın yanındaymış ve insanlar ölümle iç içe yaşıyorlarmış. Herkes neşesiz ve çocukların oynadığı oyunlar, söyledikleri şarkılar bile tabutlar, cesetler ve ölümle ilgiliymiş. Okul eskiden bir ahırmış ve 11 yaşından büyük erkek çocuklarını erkekten sayıp başka bir köye gönderiyorlarmış, çünkü inanca göre erkek ile kız birlikte okuyamazmış. Feride, bu köyde insanlara yardım ediyor, onları hayata kazandırmak istiyor ve çaba gösteriyor. İlk günden beri Munise adında sütbeyaz tenli sarışın, üvey annesi olan ve gerçek annesi bir jandarma ile kaçtığı için kötü kadın olarak bilinen ve bu yüzden dışlanan bir öğrencisini çok seviyor. Bu kız sürekli hırpalanıyor ve dayak yiyor. Bir gün Munise babasından dayak yemek üzereyken evden kaçıyot ve iki gün kyıp oluyor. Herkes öldüğünü düşünürken Munise, Feride’nin evine sığınıyor bir gece kalıyor ve çok üzülen Feride, bu kızı evlat ediniyor. Bir gece köyde jandarma ile eşkıya arasında çatışma oluyor. Yaralı bir jandarma köyün misafir odasına getiriliyor. Hayrullah adına bir askerî doktor Feride’yi çağırıyor, hastaya bakmasını istiyor. Feride bu doktora çok ısınıyor, dost gibi oluyorlar. Bir süre sonra köye bir maarif müdürü geliyor ve okulu kapatıyor.
Feride, Munise’yi ve hediye aldıkları bir keçi yavrusunu da alarak B..’ye geri dönüyor. Hacı Kalfa’nın yardımıyla güzel bir ev tutuyorlar. B..’de maarif müdürü tine Feride ile ilgilenmiyor ve çok eziyet çekiyor, uğraşıyor ve maarif müdürü hiç boş yerinin olmadığını, sadece Çadırlı diye bir köyde yer olduğunu söylüyor. Bu arada maarif müdürü Fransa’dan gelen bir yazar konuğunu beklediği için hemen konuyu geçiştiriyor ve Feride’nin kabul ettiğini duymadan konuğu gelşyırç Yazarın karısı tesadüfen Feride’nin okuldan arkadaşı çıkıyor, onunla ve kocasıyla konuşurken maarif müdürü Feride’nin Fransızca öğrendiğini anlayıp onu B..’de bir okula Fransızca öğretmeni olarak atıyor. Feride çok güzel olduğundan başından çok olay geçiyor. Feride’ye burada “İpekböceği” ismi takılıyor, güzelliği çok delikanlının diline düşüyor, hakkında çok dedikodu yapılıyor ve okulun müdiresi dayanamayıp Feride’nin gitmesini istiyor. Feride, buradan Ç.. diye bir ilçeye tayin ediliyor, gitmeden önce kendisine aşık olan müzik öğretmeni Yusuf Bey’in ölmek üzere olduğunu ve son isteğinin Feride’yi görmek olduğunu öğreniyor ve son nefesinde Yusuf’a org çalıyor. Giderken Zeyniler’den aldıkları keçiyi Hacı Kalfa’ya bırakmak zorunda kalıyorlar ve Munise üzülmesin diye, Feride altı tane kuş satın alıyor.
Ç…’de de Feride’nin güzelliği başına bela oluyor. Ona “Gülebeşeker” ismini takıyorlar, tüm delikanlılar ondan bahsediyor, soylu bir aileden gelen binbaşı İhsan’dan evlenme teklifi alıyor ve reddediyor. Daha sonra Burhanettin diye biri Feride’ye tuzak hazırlayıp onu elde etmeye çalışıyor. Feride davet edildiği bağda bayılıyor ve gelen doktor onu tekrar Ç…’ye götürüyor. Feride kendini kötü hissediyor ve Ç…’yi terkediyor. Feride, buradan İzmir’e gidiyor ve Reşit Bey diye birinin köşkünde bu adamın 2 kızına özel Fransızca dersi veriyor. Şans eseri bu kızların teyzesi, Kâmran’ın karısı Münevver çıkıyor. Kız Kâmran’ın bir resmini çıkarıp onu düğün gecesi terk eden şımarık nankör kızdan bahsediyor ( bu kız Feride ve onu böyle bir insan sanıyorlar ). Feride hiçbir tepki vermiyor, gerçeği de söylemiyor ve buradan ayrılmayı kafasına takıyor. Birkaç gün sonra evdeki bir hizmetçi Feride’ye karşı Reşit Bey’i övüyor ve “seninle görücüye çıksak ne güzel olur” cinsinden birkaç hileli söz ile Feride’yi Reşit Bey’e istediğini izah ediyor. Zaten gitmeye niyetli olan Çalıkuşu, “Ben nişanlıyım ve yakında buradan ayrılıyorum.” Diyor ve yine aynı Maarif Müdürlüğü eziyetini çekerek yeni bir yere tayin edilmek istiyor. Çalıkuşu’na Kuşadası’nda öğretmen arandığı söyleniyor ve kuş sözünü duyduğu an Çalıkuşu, “Burası benim memleketim” diye kabul ediyor.
Kuşadası’ndayken bir harp çıkıyor ve Feride’nin çalıştığı okulu hastahane olarak kullanıyorlar. Çalıkuşu okulda kalan kitaplarını almak için gittiğinde başhekim ile tanışıyor. Bu başhekim Zeyniler köyünde kendisine hasta bakıcılığı yaptıran Doktor Hayrullah’tır.
Doktor Hayrullah ile birbirlerine sarılıyorlar, daha önce bir kez gördükleri halde birbirlerini kırk yıllık arkadaş gibi görüyorar. Doktor Hayrullah, Feride’den burada da hastabakıcılığı yapıp kendine yardım etmesini istiyor. Okullar beş ay sonra tekrar açılıyor ve dönem sonu olduğundan kısa sürede tekrar kapanıyor. Çalıkuşu, burada Munise’yi kaybediyor ve şok geçirerek on yedi gün baygın yatıyor. Uyandığında Munise’nin mezarını ziyaret ediyor ve Doktor Hayrullah dinlenmesi ve kendine gelmesi için Feride’yi kendi çiftliğine götürüyor. Feride uzun süre burada kalıyor ve haklarında sevgili oldukları, hep beraber gezdikleri, bu da yetmeyip okuldan uzaklaşarak çiftliğe gittiklerini ve orada aşk yaşadıkları dedikoduları çıkıyor. Bunun üzerine kötü dedikodular yapılmaması, sözde bir nikâh olması için Doktor Hayrullah ile evleniyorlar. Hayrullah düğün hediyesi olarak çiftliği bir anaokulu haline getiriyor ve Feride burada 20 öğrencisine bakıyor. Feride günlük defterinin son sayfalarına düğün gecesini yazıyor ve son kelime olarak şunları yazıyor:
“Kâmran biz, asıl bugün birbirimizden ayrılıyoruz. Ben, asıl bugün dul kalıyorum… Bütün olan, geçen şeylere rağmen sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin…”
Buradan itibaren kitapta Feride’nin günlüğünün yer aldığı bölüm bitiyor. Şimdi geriye kalan 54 sayfada Feride’nin yaşadıklarından bahsedeceğim:
Kâmran karısını kaybettikten sonra oğlunu alıp Tekirdağ’a gidiyor. Bir hafta sonra ise Feride Tekirdağ’a geliyor. Birbirlerine karşı bazen soğuk, bazen romantik, bazen ağabey-kardeş gibi davranıyorlar. Feride herkesi özlediğini ve bunun için geri döndüğünü söylüyor. Feride eski neşesini buluyor ve herkesi yine güldürüyor, ara sıra kocasından ve kaybettiği kızından bahsediyor. Kâmran bunları duyunca kendini çok kötü hissediyor. Kâmran’ın oğlu Necdet, Feride’yi çok seviyor, hiç yanından ayrılmıyor ve ona hala değil anne diyor, bu da Kâmran ve Feride’yi çok üzüyor. Feride, Kuşadası’na geri dönmeden önce Müjgan’a gerçeği anlatıyor. Feride, Tekirdağ’a geri dönmeden üç ay önce kocasını kaybediyor ve kocası Feride’nin tekrar dönüp ailesiyle barışmasını ve özellikle Kâmran’ı görmesini, eğer devam edemeyeceğini hissederse geri dönmesini vasiyet ettiğini ve Feride’nin onun vasiyetini yerine getirmek için geri döndüğünü söylüyor. Kocasından Kâmran’a mühürlü bir paketin geldiğini ve bunu ertesi gün Feride gittiğinde Müjgan’ın Kâmran’a vermesini istiyor ama Müjgan paketi o gece Kâmran’a veriyor.
Bu pakette, Hayrullah’tan Kâmran’a yazılmış bir mektup ve Feride’nin Anadolu macerası boyunca yazdığı günlük ortaya çıkıyor. Kâmran ve Müjgan bunları birlikte okuyorlar. Mektupta, Hayrullah Kâmran’dan Feride’ye sahip çıkmasını ve Feride’nin eşyaları arasında bulduğu ve kaybolduğuna Feride’yi inandırdığı bu günlüğü okumasını istiyor. Kâmran ve Müjgan günlüğü okuyorlar ve herşeyi öğreniyorlar.
Ertesi gün Feride kendisini almaya gelecek vapuru beklerken bahçedekilerle vedalaşıyor. Bir süre sonra Kâmran ve babası Aziz Bey geliyorlar. Aziz Bey Feride’ye, Müjgan’ın defterini Kâmran’a okuttuğunu , herşeyi öğrendiklerini, hemen kadıya gidip defteri gösterdiklerini ve geniş kafalı kadının hemen nikâhı kıydığını, artık kocasının Kâmran olduğunu söylüyor. Böylece evleniyorlar ve yıllar süren hasret sona eriyor.
3. BÖLÜM
Eleştiri: Romanda, hikaye çok güzel biçimde anlatılmış, kitabın başına koyulan günlük, kitaba ayrı bir hava kazandırmış ve hikaye de gerçekten çok güzel, anlamlı ve öğüt verici. Kitabın 1999 basım olması, kitaptaki eski ve ağır Türkçe sözcükleri ortadan kaldırmış daha anlaşılır bir biçime getirmiştir. Bu romanı çok sevdim ve herkese tavsiye ediyorum.
Romanın bitimi: Romanın sonuç kısmında birbirini seven iki insanın birleşmesi olayı güzel olsa da, Feride’nin Kâmran’ı affetmemesi gerekirdi. Çünkü Kâmran, Feride için bir çaba sarf etmemiştir. Ayrıldıkları düğün gecesinden romanın son bölümünde kavuşmalarına dek onu aramamış, ilişkilerini düzeltmek için bir çaba göstermemiştir. Ben Feride’ye böyle bir insanı affettirmez ve tekrar Hayrullah Bey’in yanına dönmesini sağlardım. Çünkü sevgi emek ister.
Hayatında çok yer gezmiş ve görmüş bir genç kızın hayat hikayesi söz konusudur. Şöyle bir sonuca varılabilir: Hayatı tekdüze şeklinde geçen insanların yaşam tecrübeleri ve yaşadığı olaylarda hayatın tekdüzeliğiyle paralellik arzeder. Yaşam, Feride’yi kuru yaprak misali oradan oraya gezdirirken, ona birçok insanı tanıma fırsatını vermiş, tek başına kendi ayakları üzerinde durmasını da öğretmiştir.
Yazarın Hayatı
Reşat Nuri Güntekin ( 1889-1956 )
Reşat Nuri Güntekin, İstanbul’da doğmuştur. Çok iyi bir roman, hikaye ve tiyatro yazarıdır. Hayatı boyunca görevi gereği Anadolu’ûn değişik yerlerini gezmiştir. Yaptığı gezilerde inceleme yapmış, notlar almış, halkı ve halkın sorunlarını dinlemiş ve yazarlık yeteneğini geliştirmiştir. İlk kitabı olan Çalıkuşu 1922 yılında yayınlanmıştır.
valla allah tuttuğunuzu altın etsin gümüşde olabilir… istediğiniz olsun
Yazar yavuz Tarih 27 Aralık 2007 21:34
SaLun =)
Yazar ufk Tarih 26 Mart 2008 23:30
saoLun
Yazar ufk Tarih 26 Mart 2008 23:30
allah tuttugunuzuz altın etsin ama dikkat din sacınıza falan allemeyin sonra altın sac demesinler
Yazar MELTEM Tarih 20 Nisan 2008 11:46
reşat nuri güntekin in bu eseri gerçekten okunmaya değer bir yapıt…her vatandaşın mutlaka okuması gereken bir roman…ben de bir öğretmen adayı olarak bu kitabı okurken feridenin yerine kendimi koydum zaman zaman…eser süper…dil gayet anlaşılır,sade,akıcı bir anlatımı var yazarın…bizim türkçe öğretmenimiz finalde tek soru bu romandan soracak.bu da romanın türk edebiyatındaki önemini sanırım gözler önüne sermeye yeter…:D
KİTAP OKUYUN ARKADAŞLAR…SİZ FARKINDA OLMASANIZDA KİTAP SİZİN UFKUNUZU GENİŞLETİR…HOŞÇAKALIN ALLAHA EMANET OLUN DEĞERLİ TÜRK VATANDAŞLARI…
Yazar harby Tarih 08 Mayıs 2008 11:41