
Ben başarıya “başarı” demem. Başaran, “başörtülü” olunca!
Dünkü gazetelerin birinci sayfalarında arkadaşımız Fatih Uğurlu’nun Pazar günü hazırladığı “bulmaca” ile ilgili haberler vardı… Fatih Uğurlu, bulmacada Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ve bir “komutan”ın fotoğraflarını koymuş ve “şifre sözcük”te de, “Siz kral değilsiniz” demişti…
İşte kartel gazeteleri, bu “bulmaca”yı haber yapmış ve “Tuhaf Bulmaca!.. Vakit’in şifresi!.. Vakit’ten generallere: Siz kral değilsiniz” başlıklarını kullanmış… İşin doğrusu, bu olayın neresi “haber değeri” taşıyor, ben anlayamadım… Ama, “haber” olduğuna göre, vardır bir hikmeti…
Demek oluyor ki; “kartelin penceresi”nden bakıldığında, “general”ler bir “kral”dır!.. Yani, Fatih Uğurlu, “Siz kral değilsiniz” derken “hata” etmiştir… Evet, bana göre de “hata” etmiştir!.. Çünkü, “general”lerimiz “akredite medya” gözünde, “kral” değil, birer “imparator”dur!.. İşte Fatih Uğurlu’nun hatası da buradadır!.. Bir “densizlik” etmiş ve “imparator”ları “kral” düzeyine indirmiştir!.
ONLAR KRAL DEĞİL, İMPARATOR!.
Oysa onlar “imparator”dur!.. “Başbakan’a bağlı” olmalarına rağmen “Başbakan’ın eşini GATA’ya almayacak” kadar “yetki ve güç sahibi” birer imparator!..
“Hiç kimseye hesap vermeyen” birer imparator!..
“Kompozisyon yarışması”nda birinci olan bir “İHL öğrencisi”ne, çıktığı kürsüden “indirin aşağı” diye bağırıp indirecek kadar güçlü ve kudretli birer imparator!..
“Kartel medyası” haklıdır!..
Fatih Uğurlu, gerçekten “densizlik” etmiş ve güçlü-kudretli “imparator”ları, kalkıp “kral” seviyesine indirmiştir!..
Oysa, “kral” demek, sıradan bir ülkeye “hükümdar” olmak demektir!.. “Üstün” demek, “zengin” demek, “başarılı” demektir!.. Meselâ, “Futbol kralı, barajlar kralı, petrol kralı” diyebilirsin!.. Ama bu, “imparator”a eşdeğer değildir!..
“İmparator” dedin mi;
“En büyük kral” gelir akla… “Hakan”lar gelir, “padişah”lar gelir, “ilhan”lar gelir!.. Kısacası, “sahasında en büyük güce sahip olan insan”dır imparator!..
Fatih Uğurlu, belki de bunu demek istemiştir!.. Yani, “Siz kral değilsiniz” derken, belki de “Siz imparatorsunuz” demek istemiştir!..
Eğer böyle demek istediyse, o zaman da kartel, densizlik etmiştir!..
Öyle ya;
Fatih Uğurlu, eğer “Siz kral değilsiniz, imparatorsunuz!” demek istediyse, kartel medyasına pekalâ “anlama özürlü” diyebiliriz!..
Zira; “Siz kral değilsiniz, imparatorsunuz” diyen bir Fatih Uğurlu’nun, hedefe oturtulması değil, “baştacı edilmesi” gerekirdi!.
Ama, insan “kraldan fazla kralcı” olunca, böyle yanlış anlamalar olabilir!..
Fatih Uğurlu’nun; “Siz kral değil, imparatorsunuz” demek istemesini, “Siz kral değil, bu ülkenin güvenlik işleriyle görevli birer memurusunuz” şeklinde algılayabilirler!..
Sahi, bu, “kraldan fazla kralcı”lara sormak gerekmez mi: Ne yani, “general”ler bu ülkenin “kral”ları mıdır?..
Onların görevi, hep “indirmek, alaşağı etmek” midir?!. Evet onların görevi; “milletin seçtiği iktidarı indirmek” ve “kompozisyon yarışması”nda birinci olan öğrenciyi “kürsüden alaşağı etmek” midir?..
İŞTE O KOMPOZİSYON
Olayı biliyorsunuz… Kozan İmam Hatip Lisesi öğrencisi Tevhide Kütük, liseler arası kompozisyon yarışmasında “birinci” olmuştu.
Kozan Belediye Sineması’nda ödül töreni vardı… Tevhide Kütük, ödülünü almak için kürsüye çıkmış, “başarısının takdimi”ni bekliyordu…
O an, beklenmedik bir şey oldu:
Kartel medyasının gözüyle “Kozan’ın Kralı” olan Kaymakam Aydın Tetikoğlu ile Garnizon Komutanı Binbaşı Hüseyin Çopur, oturdukları yerden bağırdılar:
“İndirin onu!”
İndirdiler!.. “Bir öğretmen olmalı” konulu kompozisyonu ile “birinci” olan Tevhide Kütük’ü indirdiler kürsüden aşağı!..
Boynunu bükerek!.. Gözyaşlarıyla indirdiler “başörtülü” öğrenciyi… Tevhide, kürsüden indirilince, okul müdürüne, sadece “Neden?” diyebildi, “Neden hocam?!?”
Gerisini söyleyemedi!..
Çünkü, “hıçkırık”lara boğulmuştu!..
Oysa, Tevhide’nin kaleme aldığı kompozisyon; son derece güzel, son derece duygusaldı!.
Tevhide; idealindeki “öğretmen”i kompozisyonunda şöyle anlatıyordu:
“Öğretmen… Ne demektir öğretmen?
Öğretmen, toplumu cehaletten kurtarmaya çalışan bir savaşçı.
Ali’lere, Fatma’lara, Yasin’lere bilgi dağıtan, onlara sevgiyle yaklaşan, onları saran sıcak bir kucak…
Ya da ufukları aydınlatan bir kandil…
Ben, seni böyle tarif ediyorum öğretmenim.
Yalnız bu kadar mı?
Hayır. Sen bir ufku aydınlatmak uğruna mum gibi erimeye razı olan…
Sen, taze ruhları işleyip, onlara şekil veren…
Ve sen ki; tarumar olmuş bir bahçenin son ümidi…
Bir heykeltıraşın mermere verdiği şekil misali; bilginle şekillendir beni.
Sadece beni mi?
Hayır, ben nasıl muhtaçsam, sana bir öksüz, bir yetim de öyle muhtaç.
Sen “Ah, bir öğretmenim olsa, beni bilgisiyle sulasa, beni ısıtsa” diyen sokak çocuğunun hayalisin. Onun masum gözlerinde canlandırdığı annesin. Ya da baba…
Bunca çiçekler susuzken sana, bilgi yağmurunu sal onlara. Yağmurunda can bulsunlar, güneşinde sevgi. Uzatmalısın ellerini.
Yetişmeli elin taa Doğulara, Batılara, Kuzeylere ve Güneylere. Hatta dünyanın dört bir yanına.
Fakat ülkeler değil, gönüller fethetmelisin.
“Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygıdeğer insanlarıdır” diyen Başöğretmen’in duyduğu saygı kadar saygı duyuyorum sana. Onun verdiği değer kadar değerlisin.
Gözlerine baktığımda görmeliyim; okyanusların derinliklerini, dünyayı, gezegenleri.
Ellerini uzattığında anlamalıyım; tarihimi, geçmişimi, atalarımızın bizler için yaptıklarını.
Ve dudaklarından dökülen her söz belleğime yerleşmeli.
Bir gün gelmeli. Öyle bir gün gelmeli ki, görevin yadigâr kalmalı bana.
Verdiğin emeği, sevgiyi, bilgiyi ben de sunmalıyım. Mehmet’lere, Sevda’lara.
En güzide bilgiler vererek yetiştirmeliyim onları. Bana “öğretmenim” diyen küçük kalpleri hazırlamalıyım geleceğe…
İşte bu duygularla nesillere ulaşmalı öğretmenlik.
Sadece 24 Kasım’larda değil, Şubat’larda, Nisan’larda da hatırlanmalı öğretmenin değeri.
Toprağın altında gömülü kalmamalı, asırlarca.
Bilgi için gönüller kazanmalı bir öğretmen, gönlünü adamalı bir öğrenci…”
Evet, bunları yazmıştı Tevhide… Ve bu kompozisyonu ile “birinci” seçilmişti!..
Ama, “kürsüden aşağı” indirildi!..
Çünkü o, bir “İHL öğrencisi”ydi!..
Çünkü o, bir “başörtülü”ydü!..
“Başörtülü”lerin “başarılı olmaya” hakları yoktu!.. “Başörtülüler”in “birinci” olmaya hakkı yoktu!..
Burası, “İmparatorların Türkiyesi” idi!..
Bu ülkede, başörtülü “birincilik kürsüsü”ne çıkamazdı!..
Bu ülkede, başörtülüler “ödül” alamazdı!.. Onlar sadece “aşağılanır” ve “aşağıya indirilir”di!..
MEB’İN 5 YILLIK BAŞARISI VE!..
Dün, bir “mektup” çıktı postadan… Gönderen, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ti!..
Zarfta, “Öğretmenler Günü” dolayısıyla hazırlanmış “Canım Öğretmenim” adlı bir dergi ve dergiye iliştirilmiş Hüseyin Çelik’in mektubu vardı.
Sayın Hüseyin Çelik;
“Sizlerden aldığımız destek, bizleri cesaretlendirdi. Halkımızdan aldığımız güçle, eğitimin kangren olmuş meselelerinin üzerine kararlılıkla gitmeye, sorunları çözmeye devam edeceğiz. Yeni çalışmalarınızda da aynı olumlu katkıları yapacağınıza dair herhangi bir endişe taşımadığımı bilmenizi isterim.
Geçen 5 yılda öğretmenlerimiz için yapılan icraatlarımızdan bazılarını 24 Kasım Öğretmenler Günü öncesi sizlerle paylaşmak istedim.
Bu vesileyle verdiğiniz desteğe ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği adına tekrar teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.”
Diyerek, “öğretmenler” için nelen yaptıklarını, neleri başardıklarını anlatıyordu.
Ve ilâve ediyordu:
“Şu anda 20 milyona yakın bir öğrenci ve 628 bin öğretmen kitlesiyle birlikte Türkiye’nin en büyük ailesi durumundayız. Bundan dolayıdır ki, eğitim alanında gerçekleştirilen her faaliyet, toplumun tamamı tarafından yakından izleniyor ve toplumu derinden etkiliyor.
Yaklaşık 5 yıldır bakanlık görevini yürütmekteyim. Göreve başladığımdan bugüne kadar eğitim sistemimizin sorunlarını çözmek amacıyla birçok projeyi hayata geçirdik. Bunlar arasında yıllardır şikâyet edilen, ancak değiştirilmesi hayal olan ve çağdışı kalan müfredatın yenilenmesi, ders kitaplarının ücretsiz dağıtılması, 39 yeni üniversitenin açılması, 112 bin derslik yapımı, okullara 550 bin adet bilgisayar dağıtımı, öğrencilerin % 95′inin ADSL ile internetten yararlanması, ilköğretimden yükseköğretime kadar her seviyede yurt sayısı ve burs miktarının artırılması, engelli vatandaşlarımızın eğitimi gibi çalışmalar yer alıyor.”
BEN “BAŞARI”YA BAŞARI DEMEM!!!
Evet, Sayın Bakan, “5 yıllık başarı”larını özetliyordu mektubunda… Dergide ise, öğretmenlere hangi “imkân”ların sağlandığını, “maaş”larının nereden nereye geldiğini anlatıyordu.
Gerçekten de, 5 yılda çok şey başarıldı.
“Öğretmen”lere de, “öğrenci”lere de çok geniş imkânlar sundular!..
Ama, bu ülkede “başarılı” olmak “marifet” değil ki!.. Bu ülkede, başarılı olana “ödül” verilmiyor ki!..
Milli Eğitim, “öğrenci ve öğretmenlere sunulan imkânlar” konusunda başarılı olmuş, kimin umurunda!..
“Kral”lar ve “imparator”lar için önemli olan “başarılı” öğrencinin “İHL öğrencisi” olmaması!.. Başarılı öğrencinin “başörtülü” olmaması!..
Evet, bunu istiyor “kral”lar, bunu istiyor “imparator”lar!..
Bu yüzdendir ki; “katsayı adaletsizliği” devam ediyor!.. Bu yüzdendir ki, “başörtüsü yasağı” hâlâ sürüyor!..
Gelin, görün ki;
“Kraldan fazla kralcı” olan kartelciler bunu görmüyor!.. Onlar, hâlâ “bulmaca” çözmekle meşgul!.
Neymiş, Fatih Uğurlu, “general”lere “Siz, kral değilsiniz!” demiş!..
Evet, “halt” etmiş Fatih;
“İmparator”lara, hiç “Kral” denilir mi?..
———
Dershaneye maaşlı öğrenci!
Ne yalan söyleyeyim; “öğrencilerin dershanelere yüklü paralar ödediğini” duymuştum da, “dershanelerin öğrencileri maaşa bağladığını” hiç duymamıştım.
Meğer “dershane”ler, başarılı öğrencilere “maaş” ödüyormuş!..
Bakın, Çözüm Ekstra adlı dergide, bir dershane yöneticisi neler anlatıyor:
“İzmir Fen Lisesi öğrencileri seçilmiş çocuklardır. ÖSS’de dereceye girmek için yarışırlar. Her dershane, bu okulun öğrencilerini bünyesine katmak ister.
Ancak bu durum artık öğrencinin isteğine bırakılmıyor. Bazı büyük dershaneler etik olmayan uygulamalara yöneldi. Öğrencileri kendi dershanelerine çekebilmek için asgari ücret tarifesiyle maaş veriyor.
Geçen yılın tarifesi her ay için 300 YTL civarındaydı. Bu yıl ÖSS’ye girecek son sınıflar için aylık 400 YTL verildiğini duyduk.
Öğrenci 10 ay boyunca, her ay belli bir gün giderek dershaneden parasını alıyor.
Lisenin 9 ve 10. sınıfları için de aynı tarifenin uygulandığını biliyoruz. Öğrenci derece, dershaneler reklam peşinde.”
Enteresan değil mi?.. Öğrenci “derece” yapacak, dershane de “reklâm”ını!..
Yani, al gülüm, ver gülüm!..
İyi de, burada “asıl suçlu” olan kim?..
İşte ben, onu anlayamadım!..
Vakit
28 Kasım 2007
Sorry, no comments yet.