, , , felsefe gibi alanlarla edebi­yat arasında önemli bir ilişki vardır. Çünkü bunların hepsinin temelinde insanın duygu, düşünce ve davra­nışları bulunur.

Bir romancı, kahramanlarının gerçekleştirdiği olayları anlatırken onların ruhsal durumlarını da ortaya koy­mak durumundadır. Bunları yapmazsa anlatacakları­nın bir yönü eksik kalmış olur ki o zaman ortaya çıkan metin de uzunca bir gazete haberinden farksız olur. Bu anlamda romancı biliminden yararlanabi­lir. İnsan davranışlarını iyi gözlemlemiş, bili­minden yararlanmış bir yazar, kişilerin ruhsal durum­larını yansıtmada daha başarılı olur. Bir romancı her ne kadar kişilik tahlilleri yapsa da sonuçta o bir edebi­yatçıdır. Yani onun eseri bir bilimsel yapıt değil; bir sa­nat eseridir, bir edebi metindir.

Kişilerin suçluluk sendromu yaşamalarına ilişkin bir­çok psikolojik eser yani bilimsel metin vardır bugün elimizde; ama bunlardan herhalde hiçbiri bizi Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sındaki Raskolnikov’un işle­diği cinayet karşısında yaşadığı ruh halinin anlatıldığı bölümler kadar etkilememiştir. İşte sanatçının, edebi­yatçının başarısı buradadır.

Edebi metinler, onları okuyanlarda estetik bir haz uyandırarak kişileri etkilemeyi başarır.

Benzer durumlar, saydığımız diğer bilim dalları için de söz konusudur. Yani bir edebiyatçının tarihten, sosyo­lojiden, felsefeden haberdar olmaması düşünülemez. Söz gelimi bir romancı, eserinde, yüzlerce yıl önce yaşadığı düşünülen bir Osmanlı denizcisinin macera­larını anlatmak için ve coğrafyadan, sosyal çal­kantıların yaşandığı dönemlerde yaşanan bir aşkı an­latmak için sosyolojiden, Ömer Hayyam gibi bir şah­siyetin yaşamını edebiyatın kurmaca dünyasına ak­tarmak için de felsefeden yararlanabilmelidir.

İlgili Konular


Comments

Name (gerekli)

Email (gerekli)

İnternet sitesi

Speak your mind